PSİKOLOJİ KONULU FİLM VE DİZİLERİN GERİLİM/KORKU İÇERİKLİ YAPIMLAR OLMASI

Hepiniz mutlaka konusunda psikoloji, psikolojik rahatsızlık, terapist gibi kavramları içeren filmler izlemişsinizdir. Dikkat çeken şey ise, bu filmleri izlerken sürekli gergin hissetmemiz. Tabii ki bütün psikolojik filmleri içermiyor bu önerme, fakat siz de takdir edersiniz ki korku ve gerilim türünde psikoloji oldukça sık kullanılıyor. Peki bu durumun bize ve toplumumuza ne zararı vardır?

Hepimiz zor zamanlar atlattık. Bazen içinden çıkamayacağımız kuyulara düştüğümüzü sandık. Bazen bir daha asla mutlu olamayacağımızı, hatta hayatın bittiğini düşündük belki de. Yani aslında hiçbirimiz hayatımızın her anında normal olmadık, ya da olmayacağız. Bazen kötü hissedip aptalca davranacağız, bazen sinirden ne yaptığımızı bilemeyeceğiz örneğin… Sonuçta hepsi geçti, ya da geçecek. Peki bütün bunları birinin videoya çekip, arkaya gerilim müziği koyarak ve hatta abartarak, dramatize ederek insanlara sunduğunu düşünebiliyor musunuz? 

Belki de hiç terapiste gitmediniz ve psikolojik sorunları küçümsüyorsunuz. Fakat unutulmaması gereken bir şey var, siz küçümseseniz de, büyütseniz de psikolojik rahatsızlığa sahip sayısız insan var. Belki yanından geçtiğiniz hastanenin bir odasında, belki sokakta yanınızdan geçen bir adam, belki de yan odanızda uyuyan, en değer verdiğiniz insanlardan biri (ve belki de siz bile henüz farkında değilsiniz bu durumun)… 

Gelelim asıl konumuz olan filmlere. Birçok filmde, psikolojik rahatsızlığı olan insanlar ya katil, ya takıntılı bir aşık, ya da ne yaptığından büsbütün habersiz olan “deli” insan rolünde yer alıyorlar. Yaptıkları her davranış bir suç potansiyeli taşıyan, kendini asla kontrol edemeyen ya da içgörüsü tamamen kaybolmuş insanlar görüyoruz karşımızda. Bu filmlerin sayısız insan tarafından izlenildiğini düşünün. Kaldı ki bahsettiğimiz bütün filmleri izlemelerine gerek yok, biriyle karşılaşmışsa bile fikri tamamen o yönde gelişebiliyor. Bunu izleyen bir kişinin “deli” diye bahsedilen o masum insanlardan uzak durma sıklığı artıyor olabilir. Hepsini aynı kalıba sokmaya çalışabilir, hepsini tehlikeli sanabilir, hepsinden korkmaya başlayabilir…

Bu filmlerin bu insanları aynı türden göstermeleri “etiketleme”lerin büyük bir parçasıdır. Şizofreni hastası olan her insanın şiddete eğilimi yoktur örneğin, hepsinin paranoid hezeyanları yoktur (araştırmalara göre en sık görüleni budur fakat konumuz şimdilik bu değil). Bazen bu filmler aracılığıyla bu hastalıkları kafamızda fazla büyütüp kendi kendimize önyargılar oluşturuyor olabiliriz. Ayrıca o insanların bu hastalığı daha fazla içselleştirmelerine, benimsemelerine sebep olarak bu süreci daha uzun bir hale getirebiliriz belki de. Daha pozitif yaklaşımlarla iyileşme sürecine destek olmak yerine, neden onları birer canavarmışçasına gösterelim ki? 

Diğer bir pencereden bakarsak; izlenme, para kazanma arzusu işleri bu yöne sürüklemiş, amacından saptırmış olabilir. Film yapımcılarının mesleğinin bunlara bağlı olduğunu düşünürsek haksız sayılmazlar. Fakat yine de, hayal gücünün sınırları yoktur. Bizler artık hasta insanların korkutucu, olağandışı yaşamlarını izlemek istemiyoruz. Korku, macera, bilim-kurgu çok farklı şekillerde de ortaya çıkabilir. Yeni bir akım olan “pozitif psikoloji” bu tür yaklaşımlarıyla yeni bir pencere açmıştır gözlerimize. Bunun için filmlerin konularına “burnumuzu sokmuş” olsak bile, üstünde durulmaya değecek bir konu olduğunu düşündük. Gayet gerçekçi bir psikoloji konulu dizi önerisiyle bitirmek istiyoruz; In Treatment. 

Bir cevap yazın